‘İktibaslar’ Kategorisi için Arşiv

Bizler İslam’ı yaşamaya başlamadan önce, eğer Kur’an gerçekleri ile buluşamadıysak, bizlere anlatılan yanlış ve sapkın inançların etkisinde kalmaktan asla kurtulamayız. Bu makalemin konusu çok önemli. Onun için biraz detaylı yazdım, lütfen sabırla okuyalım. Kur’an’ın tercümesine, bildiğiniz gibi MEAL denir. Aslında buna tercüme de diyebiliriz ama Kur’an’ı tercüme edenler, belki bir hata yaparım düşüncesiyle böyle bir kelime kullanmışlardır. Meal kelimesinin anlamı, asıl anlatılmak istenilenin, anlamı değişmeden, farklı kelimelerle ifade etmek anlamındadır. Bununda zaten bir sakıncası yoktur. İmamı Azam yüzlerce yıl önce bu konuya açıklık getirmiş ve bakın nasıl izah etmiş bu konuyu. “Kuran kâğıtlarda Yazılmış ve bizim Okuduğumuz Lafızlar değildir. Esas Kur’an o LAFIZLARIN TAŞIDIĞI MANADIR ki, bir kelam-i nefsi (Allah’ın zati ile var olmaya devam eden söz) olarak kalıptan kalıba dökülür. O kalıplar sonradan yaratılmış (Muhdes) Varlıklardır. OYSAKİ ESAS Kur’an, MAHLÛK OLMAYAN BİR MANADIR. O HALDE ESASİ İTİBARİ İLE MANA OLAN KUR’AN’I ARAPÇA LAFIZ YERİNE, BAŞKA LAFIZLARDAKİ ÇEVİRİSİNDEN OKUMAK MÜMKÜNDÜR.” Bu konuda bir arkadaşımız, toplumda Kur’an’ı anlayarak okuyanları kuşkuya sokacak, yaşadığımız yanlış inanca güzel bir örnek olacağını düşündüğüm sözlerini, sizlerle bazı bölümlerini paylaşmak ve üzerinde konuşmak istiyorum.

“MEAL, KUR’AN DEĞİLDİR. Çünkü mealler birbirlerini yalanlayan ve çelişkiler yığını içinde olan metinlerdir. Allah ta çelişkili konuşmadığına göre, meallere Allah’ın sözü denilemez. Son 90 senede 300 civarında meal yazılmıştır ve bu mealler, “yerleri ve gökleri Allah yaratmıştır” dışında hiçbir konuda ittifak edememişlerdir. ÜSTELİK DE EN KOLAY ANLAŞILMASI GEREKEN MUHKEM (HÜKÜM) AYETLERİNDE EN ÇOK İHTİLAF ÇIKMAKTADIR. Yani bir ayet ki hayata müdahil oluyor, orada ihtilaf diz boyudur. KUR’AN’DAKİ BİNLERCE AYET EN AZ 2 FARKLI İHTİMAL OLMAK ÜZERE 3 – 4 – 5 VE DAHA FAZLA ŞEKİLDE MEALLENDİRİLMEYE MÜSAİTTİR.”

Bakın arkadaşımız hiç ayrım yapmadan, istisna örneği vermeden, Kur’an mealine/tercümesine kesin bir hükümle, Kur’an değildir diyor. Buna inandığımız andan itibaren, asla Kur’an’ı anlayarak ve Allah’ın emrettiği gibi düşünerek okumaya cesaret edemeyiz. Böylece birileri bizlere Kur’an’ı anlatır, tabi günümüzde olduğu gibi, doğru anlattıklarından da asla emin olamayız, dinde bölünür ve birbirimize düşman oluruz. Lütfen şunu unutmayalım, Allah kulu ile arasında hiç kimseyi istemiyor. Hiç kimseye muhtaç olmayalım diye, Kur’an’ı biz açıkladık diyor. HER ZAMAN ŞÜPHE İÇİNDE OLACAĞIMIZ BİR İNANCI ALLAH, BİZLERE GÖNDERİR Mİ? Bu nasıl bir imtihan ki, sorumlu olduğum kitabı ben okuduğumda anlayamıyorum, kendi dilime doğru çevrilemiyor. Bu durumda nasıl olur da Kur’an’dan, ben sorumlu olurum? Arap bilim adamlarının yazdığı onlarca kitaplar, her milletin diline çevriliyor ve toplum bunlardan faydalanıyor. İş Kur’an’a gelince, herkes Kur’an’ı anlayamaz deniyor. LÜTFEN İSLAM DÜŞMANLARININ TUZAĞINA DÜŞMEYELİM.

Devamında söylediklerini okuduğumuzda, eğer düşünmüyor ve gerçeklerin arayışı içinde değilsek, kesinlikle hak vermemiz gerekir. Çünkü Kur’an tercümelerinin/meallerin, neredeyse genel çoğunluğu farklı tercüme edilmiş. Ama doğru çeviri yapanlarda elbette var. Allah onlardan razı olsun inşallah. Doğruyu arayıp bulmak bizlerin imtihanıdır. Bunun da kolayı bulunmuş ve deniyor ki, Kur’an’da ki binlerce ayetin, en az iki farklı ihtimal olmak üzere, 3–4 hatta 5 anlam verilecek şekilde tercüme/meal edilebilir. AYETLERİN BUNA MÜSAİT OLDUĞUNU DA ÖZELLİKLE BELİRTİYOR. İşte İslam dini, bu düşünce ve inancın etkisiyle bölündü, parçalandı ve din tacirleri tarafından da, toplum dinden saptırıldı.

Düşünebiliyor musunuz Allah, sizlerin sorumlu olduğunuz ayetleri MUHKEM, yani okuduğunuzda şüphe duymadan anlayacağınız, kolaylaştırılmış bir şekilde gönderdik dediği halde, arkadaşımız Allah’ın bu sözleri üzerinde bile şüpheler uyandırarak, en kolay anlaşılması gereken muhkem ayetlerde bile ihtilaf çıkmaktadır diyor. SUÇLUYU ORTAYA ÇIKARMAK YERİNE, KUR’AN ÜZERİNDE ŞÜPHE UYANDIRARAK, TOPLUMU KUR’AN’DAN UZAKLAŞTIRIYORLAR. BÖYLECE MÜSLÜMANLARIN, KUR’AN’A DİREK TEMASINI BÖYLECE KESİYORLAR. Peki, bu durumda ne yapacağız? Bu nasıl bir rehber kitap ki, Allah’ın yemin ederek kolaylaştırdığını söylediği Kur’an, her dile doğru çevrilemiyor, en basit muhkem ayetleri bile Müslümanlar doğru anlayamıyor. BU SÖZLERE İNANAN DÜŞÜNEN, SORGULAYAN GEÇLİĞİ MÜSLÜMAN OLARAK TUTAMAZSINIZ, YA ATAİST OLUR YA DA DEİST.

Böyle bir düşünce, inanç asla Kur’an’dan onay almadığı gibi, Kur’an’ın tam tersi bir düşüncedir. Allah hiç kimseye muhtaç olmayasınız diye, ayetleri biz nice örneklerle açıkladık Kur’an’da diyor. Nasıl olur, Allah’ın açıkladığı ve sorumlu tuttuğu Kur’an ayetleri, birden fazla anlama gelir ve herkes anlayamaz? BÖYLE BİR DÜŞÜNCE DİNDE KAOS YARATIR. TOPLUM BU YANLIŞA İNANDIKLARI İÇİNDE, İSLAM İNANCINDA KAOS VE KARGAŞA VAR. Bu nasıl bir mantık, bu nasıl bir imtihan anlayışı böyle. Said-i Nursi kitaplarının, Kur’an ayetlerini açıkladığını iddia ederek, Kur’an okumayın anlayamazsınız, onun için vakit kaybetmeyin, Risale-i Nur okuyun deniyorsa, bu zihniyet ve inancın, Allah’ın doğru yolunda olduğunu nasıl söyleriz. İLGİNÇTİR, KUR’AN MEALİNİN OKUNMASINA KARŞI ÇIKANLAR, GÜVENDİKLERİ VELİ KİŞİLERİN YAZDIKLARI KİTAPLARINA, KUR’AN TERCÜMELERİNE, TEFSİRLERİNE, MEALLERİNE KARŞI ÇIKMIYORLAR. Meal okumanın yanlışlığını anlatan arkadaşımız, sözlerinin bir bölümünde şunları söylüyor.

“Bu yüzden o meal yazarını ilah/rab edinme tehlikesinden dolayı şirke düşme ihtimali çok büyüktür. ZATEN DİKKAT ETTİYSENİZ MEAL YAZARLARI DİNİ BİR KONUDA HANGİ GÖRÜŞTE İSE, YAZDIĞI MEALDEKİ İLGİLİ BÖLÜMLERİ DE TIPKI KENDİ GÖRÜŞÜNÜ DESTEKLEYECEK ŞEKİLDE TERCÜME ETMİŞTİR. Hatta meal yazarı görüşünü değiştirdiğinde, bir sonraki baskıda mealinin ilgili bölümünü de değiştirir. Yani mealler tıpkı oyun hamuruna şekil vermek gibi ellerinizle yazdığınız bir şeydir. O yüzden ellerinizle yazdığınız bir metine bu Allah katındandır demek caiz değildir.”

Bakın bu arkadaşımız hala, yaşanan yanlışın farkında bile değil. Arkadaşımız Kur’an meali‘nin yazarı hangi görüşte ise, o görüşün etkisiyle Kur’an’ı tercüme ettiğini, çok rahatlıkla söyleyebiliyor. Çünkü kendisi de, inandığı bir başka yanlışın içinde de ondan. Kur’an’ı tercüme eden, görüşünü değiştirdiğinde, mealinde değişeceğini söylüyor. Böyle bir insan Kur’an meali yazmışsa, söylediği doğru. Ama yapılan yanlışlar, gerçeklerin üstünü asla örtemez. Bizler Allah’ın ayetlerini, Kur’an’ın verdiği örneklerden değil de, rivayetler ışığında anlama yanlışını yapıyorsak, Kur’an’ı doğru anlamamız asla mümkün olmayacaktır. Bu değişen guruplar kimler ve neden bu gruplaşma? İşte İslam a bakış açımızın en büyük yanlışı. ALLAH KUR’AN’DA NE EMREDİYORSA, ONUN TERSİNİ DİN DİYE YAŞADIĞIMIZIN FARKINDA DEĞİLİZ. Allah dinde sakın bölünenler gibi olmayın dediği halde, bizler dinde bölünüyor bölünmekte bereket zenginlik var diyor ve hatta birbirimize düşman oluyorsak, bu toplumlara Kur’an gerçeklerini anlatmakta mümkün olmayacaktır. Allah sizlere rehber, yol gösterici olsun diye gönderdim dediği kitap, nasıl olur da her okuyan tarafından anlaşılamaz, bunu da mı düşünemiyoruz? Düşünemiyoruz çünkü akıl devre dışı kaldı.

Eğer bizler Kur’an’ın çevresinde tek yumruk olamadıysak, Kur’an’ı herkesin anlayamayacağı ve her dile doğru olarak çevrilemeyen bir kitap ilan etmişsek, Allah’ın güvenilecek veliniz benim, sakın kendinize veliler edinip ardı sıra gitmeyin dediği halde, Allah’ın emrinin tam tersini din diye yaşar, bataklığın içinde boğulup gideriz. Madem Kur’an’ın tercümesi Kur’an değil, doğru tercüme edilemiyor Arapça, ya da bir ayetin birden fazla anlamları var, bu durumda tekrar soruyorum, bizler Kur’an’ı kimden öğreneceğiz? Birilerini işaret ediyorsak, onlara ayetlerin gerçek anlamlarını kim öğretmiş. Hani dinde ruhban sınıfı yoktu. Bu zihniyetin bir sloganı var ve hiç korkmadan, Allah’ın kitabını adeta küçümsediklerinin farkında olmadan şunu söylüyorlar. ”RİVAYET HADİSLER OLMASAYDI, KUR’AN AYETLERİ ANLAŞILAMAZ KUR’AN KAPALI KALIRDI.” Bu anlayış devam ettiği sürece, daha çok farklı Kur’an tercümeleri çıkacaktır. KUR’AN’I DOĞRU ANLAMAK İSTİYORSAK, ALLAH’IN NİCE ÖRNEKLERLE AÇIKLADIK DEDİĞİ YOLU İZLEMELİYİZ Kİ AYETLERİ DOĞRU ANLAYABİLELİM. Bizler Allah’a güvenmek yerine, rivayetlere güveniyoruz. Allah ıslah etsin.

Bu düşünceye inandığımızda, Allah öyle bir kitaptan bizleri sorumlu tutmuş oluyor ki, okuduğumuzda anlamamız mümkün değil, ayetlerin birçok anlamı var. İşin daha da ilginci, Allah’ın elçisi Kur’an’ı kayda geçiriyor ama bizlerin anlayacağı şekilde değil de, anlamayacağımız şekilde yazdırıyor. Peygamberimizin hadisleri ayetleri açıklıyorsa, onları sağlığında kayda aldırmıyor. Hâşâ bu hatayı eksikliği, yaklaşık 200–250 yıl sonra, birilerinin aklına geliyor ve hemen kayda alıyorlar. ÇOK ŞÜKÜR BU KİŞİLER, BİZLERİN İMANLARINI KURTARIYOR, ÖYLEMİ DOSTLAR? Ne dediğimizin, nelere inandığımızın farkında mısınız? Ayetleri rivayet edilen hadisler ışığında anlayabileceğimizi söyleyenler, hiç düşünmüyorlar mı acaba, o hadislerde Arapça. Allah’ın kullarına anlatamadığını, birilerimi anlatmaya çalışıyor. Bu ne saygısızlık böyle. TEKRAR HATIRLATIYORUM, BU HADİSLERİN TAMAMI BİR RİVAYETE GÖRE DİYE BAŞLIYOR. Yani kesin bilgi değil. Allah Kur’an’ı anlayabilmemiz için, bizleri rivayetlere muhtaç bırakır mı? Allah bizlerin Kur’an’ı bolca düşünerek okumamızı emretmiştir. Sizce bu ayetler bile bu düşüncenin, yanlış olduğunun kanıtı değil midir? Allah bizlerin okuduğunda, anlayamayacağı bir kitap gönderir de, daha sonra bu kitaptan hesap sorar mı? İlkokul çocuklarının bile kabul etmeyeceği bir düşünceyi, din diye yaşıyoruz.

Hadisleri araştırdınız mı bilmiyorum, aynı konuda birçok farklı, hatta tam tersi hadisleri görebilirsiniz. Birde farklı mezheplerin inandığı hadisleri araştırın lütfen, işte o zaman bu acı gerçeği daha iyi anlayacaksınız. HER MEZHEP NE YAZIK Kİ, KENDİLERİNİN KABUL ETTİĞİ RİVAYET HADİSLERİN IŞIĞINDA, KUR’AN’I ANLAMAYA ÇALIŞIYOR. Bu durumda elbette onlarca, yüzlerce farklı tercüme/meal olacaktır. BİZLERE DÜŞEN BIKMADAN VE KORKMADAN KUR’AN GERÇEKLERİNİ ARAMAK, ARAŞTIRMAK OLMALIDIR. Bu arkadaşımız paylaştığı yazının sonunda bakın neler söylüyor.

“İşin daha da trajikomik olan kısmı da şudur ki: KENDİSİNE KUR’ANCI DİYEN KİTLELERİN, ISRARLA VE SÜREKLİ OLARAK KUR’AN’IN KOLAY ANLAŞILDIĞINI İDDİA EDİYOR OLMALARIDIR. Üstelikte geçmişe dair her şeyi reddederek, ellerinde bir tek kaynak olarak Kur’an/Meal kalırsa Müslümanların birleşeceğini zanneden romantik ve hayalperest düşüncelere sahiptirler. ALLAH BUNLARA AKIL FİKİR İHSAN ETSİN. Mealler Müslümanları birleştirse birleştirse bir tek ağacı sevmek ve yeşili korumak konusunda birleştirir.”

Ne kadar ilginç değil mi? Kendisine Kur’an’cı diyenlerin, ısrarla Kur’an’ın muhkem ayetlerinin kolay anlaşıldığını iddia ediyorlar diyerek, bu düşünceye karşı çıkıyor. Hâlbuki Kur’an’a karşı çıkıyor farkında değil. Kendisi herhalde Kur’an’cı değil. Çünkü Allah yemin ederek anlayabilmemiz için, Kur’an’ı kolaylaştırdığını birçok kez kendisi söylüyor. Hatta yalnız Kur’an’ın ipine sarılın diye de uyarıyor. Ne kadar acıklı bir durum, Rabbimiz böyle bir inançtan bizleri korusun. Arkadaşımız hala yanlışının farkında olmadan Allah’ın, sakın emin olmadığın bilginin adına düşmeyin, hesabını sorarım uyarılarından habersiz, Kur’an’cı dediği kişilerin Allah’ın emrini yerine getirerek, emin olamayacağı sözleri, Kur’an’ın onayından geçirmeden asla kabul etmemelerini kınıyor ve onlara hayalperest diyebiliyor. Acaba kimler hayalperest sizce?

İşin daha da ilginci emin olamadığı, Kur’an’ın bahsetmediği ve onaylamadığı rivayet sözlere inanmanın, gerçek iman olduğuna inanan bu arkadaşımız, Allah bunlara akıl fikir ihsan etsin diyebiliyor. Acaba kimin akla fikre ihtiyacı var? Ne dersiniz? ONU DA ALLAH’IN HUZURUNDA, HEP BİRLİKTE GÖRECEĞİZ. Bir de alay ediyor Kur’an takipçileri ile. Kur’an’ın yalnız Müslümanları birleştiremeyeceğini, birleştirse birleştirse, ağacı sevmek, yeşili korumak konusunda birleşebileceklerini söyleyebiliyor. Allah Kur’an’ın ipine sarılmayıp, batılın ve edindikleri velilerin ardına düşenlerin gönül gözlerinin açılmayacağını, gözleri ve kulaklarının perdeli, kalplerinin mühürlü olacağını boşuna söylemiyor. Allah cümlemizi Kur’an’ın yolundan ayırmasın, gönül gözleri Kur’an ile parlayan, Allah’ın azınlık halis kulları arasında olalım inşallah.

Saygılarımla

Değerli din kardeşlerim. Bu makalemde sizlere hatırlatmak ve üzerinde düşünmenize vesile olmak istediğim ayet, Hucurat suresi 1. ve 2. ayet olacaktır. Allah bu ayette biz kullarına çok önemli ve dikkat çekici bir uyarıda bulunuyor ve bakın birinci ayette ne diyor.

Hucurat 1: Ey iman edenler! ALLAH’IN VE RESULÜNÜN ÖNÜNE GEÇMEYİN. Allah’tan korkun. Şüphesiz Allah işitendir, bilendir. (Diyanet vakfı meali)

Ayette dikkat ederseniz, Allah’ın ve Resulünün önüne geçmeyin diyor. Siz bu uyarıdan ne anladınız? Allah’ın emrettiği Kur’an’ın yanında, Resulünün günümüze rivayet yollarla gelen hadislerin de önüne geçmeyin, onları sakın inkâr etmeyin kabul edin diye anlamak, sizce mümkün mü Kur’an’a göre. Elbette mümkün değil. Çünkü bunu iddia edenler var. Ayette özellikle Allah’ın ve Resulünün diye belirtiyor, sizce neden? Resulün görevi neydi? Hatta birçok ayette Allah’a ve Resulüne uyun uyarıları vardır. Sizce Allah, Resulü ile birlikte neden anılıyor ve uyulması neden isteniyor? Allah elçisine bu konuda neler diyordu Kur’an’da hatırlayalım ki, ayeti daha doğru anlayabilelim.

RESULE DÜŞEN, SADECE AÇIK-SEÇİK DUYURMAKTIR. (Nur 54)

BİZ RESULLERİ, SADECE MÜJDELEYİCİLER VE UYARICILAR OLARAK GÖNDERİRİZ. (Kehf 56)

EY İNSANLAR! RESUL SİZE RABBİNİZDEN GERÇEĞİ GETİRDİ, ŞU HALDE KENDİ İYİLİĞİNİZE OLARAK ONA İMAN EDİN. (Nisa 170)

BEN, YALNIZCA BANA VAH YEDİLMEKTE OLANA UYUYORUM VE BEN, APAÇIK BİR UYARICIDAN BAŞKASI DEĞİLİM. (Ahkaf 9)

BEN SADECE, BANA GÖNDERİLEN VAHYE UYUYORUM.” (Enam 50)

RESULÜN GÖREVİ İSE AÇIK BİR TEBLİĞDEN İBARETTİR. (Ankebut 18)

SENİN GÖREVİN SADECE TEBLİĞ ETMEKTİR. HESAP GÖRMEK İSE BİZE AİTTİR. (Rad 40)

Sanırım konu şimdi, çok daha açık bir şekilde anlaşılmıştır. Allah şunu söylüyor Hucurat 1. ayetinde. Siz kullarıma, Resulüm aracılığıyla benim ayetlerimi gönderdim. Ben hükmüme hiç kimseyi ortak etmem, hükmü yalnız ben veririm. Onun içindir ki, Resulüm sizlere benim ayetlerimi tebliğ edecektir, onun için sakın onun söylediklerinin önüne geçip, yalnız bunlarla iman olmaz, bizim de atalarımızdan gelen inançlarımız vardır diyerek, Resulümün sözlerinin önüne sözler koymayın, onun önüne geçmeyin. Bunu yaparsanız sizlerin yaratıcısı olan benimde önüme geçmiş olursunuz diye bizleri uyarıyor. Bir başka deyişle, RESULÜME UYAN BANA UYMUŞ DEMEKTİR DİYOR ALLAH. Kitap ehli bu uyarıları ne yazık ki dinlemediler. Ya bizler dinledik mi? Allah’ın Resulünün tebliğ ettiği, Allah’ın ayetlerinin önüne geçmedik mi? Ne yazık ki geçtik, hem de ne geçiş. Utanmadan neler dedik hatırlayalım. “YALNIZ KUR’AN İLE İSLAM YAŞANMAZ. ZATEN KUR’AN’DA HER BİLGİ YOKTUR, ÖZET BİLGİLER VARDIR. ALLAH’IN RESULÜNÜN RİVAYET HADİSLERİ VE FIKIH OLMASAYDI, KUR’AN KAPALI KALIR ANLAŞILAMAZDI”

NE YAZIK Kİ BİZLER, KUR’AN’IN HİÇ BAHSETMEDİĞİ SÖZLERİ, HÜKÜMLERİ ALLAH’IN ÖNÜNE RESULÜNÜN ADINI KULLANARAK KOYDUK, ENGEL YAPTIK VE SANKİ ALLAH’IN RESULÜ DE DİNDE HÜKÜMLER KOYMUŞ GİBİ DAVRANARAK, ALLAH’IN RESULÜNE İFTİRALAR ATMAKTAN KORKMADIK. Böylece Allah’ın ve Resulünün önüne geçtik, toplum ile arasına duvarlar ördük. Bırakın Allah ve Resulünün önüne geçmeyi, Allah ve Resulünün arasını açtık, Kur’an’a uymayan, doğru olması mümkün olmayan rivayetleri, sanı sözleri, Allah’ın Resulünün söylediğine inandık. Mahşer günü Kur’an’ın bahsetmediği, Resulünün de söylemesi mümkün olmayan sözlere inananlar, Resulün ve meleklerin şahitliğinde, yüzleri simsiyah, kaybedenlerin safında olacaklarını unutmamalıdırlar. Hucurat suresinin devamındaki 2. ayete bakalım şimdide.

Hucurat 2: Ey inanıp güvenenler! SÖZLERİNİZLE NEBİ’NİN SÖZÜNÜ BASTIRMAYIN. Onunla konuşurken de birbirinizin diğerine yaptığı gibi sesiniz yükseltmeyin. Yoksa işleriniz boşa çıkar da farkına bile varamazsınız. (Süleymaniye vakfı meali)

Ayete dikkat ederseniz, bu ayette NEBİ ‘nin sözünü bastırmayın diyor. Bir önceki ayette ise RESULÜN önüne geçmeyin diyordu. Neden iki ayette, farklı isimler kullanılmış olabilir sizce? Bizler Resul ve Nebi kelimelerinin anlamını doğru anlarsak, ayetlerde bahsedilenleri de doğru anlarız. Eğer ayetlerde Nebi Resul kelimelerinin yerine her ayette Peygamber diye yazar geçersek, ayetin anlatmak istediği gerçeğini de fark edemeyiz. Hatırlatmak isterim, Allah Kur’an’da birçok ayette RESULÜME UYUN emrini vermiştir ama hiçbir ayetinde NEBİYE UYUN DEMEMİŞTİR, Peki, neden?

Resul yani elçilik görevdir. Yani Allah’ın vahyini tebliğ ederken, Resulüme uyun çünkü Resulüm benim vahyimi sizlere iletiyor, O kendi hevasından konuşmaz diyerek, Resulünün vahiyden Kur’an’dan başka söz söylemeyeceği bilgisini veriyor ve bu konuda birçok ayetinde açıklamada yapıyor. Nebi ise Resule verilen makamın adıdır, yani Nebilik Allah tarafından, yüksek makama getirilmiş kişi anlamına geliyor. Bazı kişiler nebi ve Resul kavramını şöyle tarif ederler. “Kendisine müstakil bir din ve kitap verilen peygamberlere Resul, müstakil bir din ve kitap sahibi olmayıp, kendinden önceki bir peygamberin kitabına uygun hareket etmekle vazifeli peygamberlere de, Nebi adı verilir.” Bu düşüncenin ve inancın yanlış olduğunu, bu iki ayete bile bakarak anlayabiliyoruz. Her Nebi Resuldür.

Hucurat suresi 2. ayetinde de Allah, görev verdiği NEBİMİN SÖZLERİNİ BASTIRMAYIN, ONA YAŞANTINIZDA GEREKEN SAYGINIZI GÖSTERİN DİYE UYARIYOR. LÜTFEN DİKKAT, BURADA ANLATILMAK İSTENEN, NEBİNİN ÖZEL HAYATINDA SAYGI VE HÜRMET GÖRMESİ ADINADIR, YAPILAN UYARIDA, ONUN İÇİN RESUL DİYE BAHSETMİYOR, ÖZELLİKLE NEBİ DİYOR. Hucurat 3. ayette aslında 2. ayeti açıklıyor ve diyor ki, “ALLAH RESULÜNÜN HUZURUNDA SESLERİNİ ALÇALTANLAR VAR YA, ONLAR ALLAH’IN, GÖNÜLLERİNİ TAKVA İÇİN İMTİHAN ETTİĞİ KİŞİLERDİR. BİR BAĞIŞLANMA VARDIR ONLAR İÇİN, BİR BÜYÜK ÖDÜL VARDIR.”

Sanırım bahse konu ayetler ve özellikle Nebi ve Resul kelimeleriyle neler anlatılıyor, sanırım çok daha iyi anlaşılmıştır. Kur’an’da Allah, Ahzab 21. ayetinde, ALLAH’IN RESULÜNDE SİZLER İÇİN GÜZEL BİR ÖRNEK VARDIR der ve örnek gösterir. Bu ayette özellikle dikkatimizi çeken konu, Allah Resulünün Kur’an’ı hayatına geçirdiğini ve yalnız Allah’ın vahyi ile yaşadığını bizlere bildiriyor ve bizlerin de Resulünün yaptığı gibi yaşamamızı istiyor. Aslında Allah Resulünü örnek gösterip, sizlerde onun gibi yapın, sakın emin olamayacağınız rivayet ve sanı inançların peşine düşmeyin ve yalnız Kur’an’ın ipine sarılın diyor.

Bu durumda, yalnız Kur’an’ın ipine sarılıp, rivayet ve sanı bilgileri din edinmeden İslam’ı yaşayanlar mı Resulünü örnek alıp, onun yolundan gidiyor demektir, yoksa yalnız Kur’an İslam’ı yaşamak için yeterli değildir diyerek, hayatına emin olamayacağı rivayetleri de geçirip, beşeri FIKIH inancının dayatmalarını din diye yaşayanlar mı, Resulünü örnek alıp, onun yolundan gidiyor demektir? Sizce hangisi doğru? Yorum sizlerin. Ne yazık ki bizler sakal bırakarak, peygamberimizin giydiği kıyafeti giyerek, Allah’ın elçisini örnek aldığımızı sanıyoruz. Allah’ın ayetlerinden o kadar uzak yaşıyoruz ki, Allah’ın elçisini ne yazık ki tanımıyoruz. Çünkü Kur’an ile gerçek bir bağ kuramadık, Kur’an’ı anlamadan okuyarak, batılın ve edindiğimiz Velilerin peşine düştük. Allah’ın elçisini tanımak isteyen yalnız Kur’an’ın ipine sarılır.

BEN SADECE BANA VAHYEDİLENE UYARIM. BEN SADECE APAÇIK BİR UYARICIYIM. (Ahkaf 9)

BEN SADECE, BANA GÖNDERİLEN VAHYE UYUYORUM. (Enam 50)

RASULE DÜŞEN, SADECE AÇIK-SEÇİK DUYURMAKTIR. (Nur 54)

Saygılarımla

Bu makalemde sizlerin, üzerinde düşünmenize vesile olmak istediğim konu, Kur’an’da HINZIR diye geçen ve DOMUZ diye tercüme edilen kelimenin, bazı kişiler tarafından farklı anlamlar verilmesi konusu üzerine olacaktır. Bizler ne yazık ki bizlere öğretilenleri, kendi inançlarımıza uydurmak adına, ayette geçen kelimelerin anlamları ile oynayıp, toplum arasında tedirginlik yaratmaktan, yanlışa nefsimizin etkisiyle meyletmekten hiç çekinmiyoruz. Allah öyle bir yol gösterici rehber göndermiş ki, her kim bir ayette geçen kelimeye farklı bir anlam verse bile düşünen, aklını kullanan Kur’an’ı rehber alan bir Müslüman, Kur’an’ın diğer ayetlerinden gerçekleri hemen fark edebiliyor. Gelin bu konu da, iki farklı düşünce neler söylüyor ona bakalım, daha sonra da Kur’an’dan doğrusunu bizler anlamaya çalışalım.

Önce ayetlerde geçen, HINZIR kelimesinden kast edilen, DOMUZ anlamında olduğunu ve bu şekliyle tercümenin doğru olduğunu söyleyen düşüncenin söylemlerine bakalım.

“Bugün Arap İslam âleminde, Arap denilen milyonlarca insan vardır. Bunlar “domuz”a ne diyorlar? Eğer “hınzır” BOZUK ET İSE, o zaman domuzun Arapçada hiçbir karşılığı yok mu? Oysa bugünkü bütün Araplar “domuz”a “hinzir / hınzır” diyorlar. Bunu inkâr etmek, dünya-âleme maskara olmaktan zevk alma duygusuyla ancak izah edilebilir.”

Şimdide bu düşüncenin doğru olmadığını savunan ve HINZIR kelimesinin ayetlerde, DOMUZ anlamında olmadığını iddia eden düşünce ve inancın söylemlerine bakalım.

“Şimdi aklımızı kullanarak düşünelim. Yahudi lobisinin güdümündeki magazin gazeteciliğine kulaklarımızı tıkar ve ciddi sağlık araştırmalarına kulak verirsek uygar dünyanın araştırmalarında domuz etine dair diğer hayvanların etlerine kıyasla fazladan herhangi bir risk bulunmuyor. Ama ayet ne diyor? “hınzır eti yemeyin, o pis”

Hınzır domuz ise “domuz eti yemeyin, o pis” diyen ayet ile bilimin verileri birbiri ile bir çelişki oluşturmuyor mu? Domuz eti “pis” olsaydı bilimde ileri ve her türlü teknolojiyi üreten toplumlar, kendi çocuklarına domuz eti yedirmez, yasaklamazlar mıydı?

Eğer ki Arap dilinde hınzır konusunda tek seçenek olsaydı sıkıntı yaşardık. Ama bu sözcük iki anlamlı. Bir anlamı bilim ile çelişik bir noktada iken diğer anlamı bilimi doğruluyor ve bilim ile aynı şeyi emrediyor. Nedir bu emir? “AÇLIKTAN ÖLÜM DERECESİNE GELMEDİĞİN SÜRECE ASLA BOZUK VEYA ÇÜRÜMÜŞ BİR ET YEME.”

Şimdide bu düşüncelerin hangisinin, doğru olabileceğini anlamaya çalışalım. Hatırlatmak istediğim çok önemli bir gerçek var Kur’an’dan. Birçok insanın ya da çoğunluğun, domuzu yediğini söylemek, onun yenmesinin doğru olduğuna kanıt gösterilemez. Çünkü Allah çoğunluğa uyarsan, seni yoldan saptırırlar uyarısını yapmıştır. Bilimde ileri olduğu toplumlara örnek verenler, içkinin sağlığa zararlı olduğunu bile bile, ailecek içki içmiyorlar mı? Önce domuz gerçekten söyledikleri gibi, diğer yediğimiz hayvanlar gibi temiz mi? Yani Kur’an’da bu kelime domuz diye geçiyorsa, bilimle çatışıyor mu ona bakalım. Bilim bu konuda domuzu araştırdığında, bakın nasıl bir hayvan olduğunu tespit etmiş, diğer yediğimiz hayvanlardan farklı olarak.

“Domuzlar en hızlı ve en zayıf sindirim sistemine sahiptir. Sindirimleri 4 saat sürüyor. Bu iyi ve sağlıklı bir süre değildir. SİNDİRİM SİSTEMİ ÇOK HIZLI VE ÇOK ZAYIF OLDUĞUNDAN, YEDİĞİ ŞEYLERDEKİ TOKSİNLERİ TAMAMEN TEMİZLEYEMEZLER VE DOMUZ KENDİ HÜCRELERİNDE DEPOLAR. Bu şu anlama geliyor, domuz pislikleri, çöpleri ve diğer hastalıklı canlıları yiyor ve etini yiyenler için, 4 saat sonra kasapta parçalara ayrılıyor ve yemeye hazır hale geliyor. NE KADAR BÜYÜK BİR TEHLİKE DEĞİL Mİ?

BURADAKİ SORUN, TOKSİNLERİN TAMAMEN TEMİZLENMEMİŞ OLMASIDIR. Diğer taraftan diğer hayvanlardan inek, koyun ve benzerleri, bu hayvanların hepsi TEMİZ BESLENEN VEJETARYENLERDİR. Onların sindirim sistemleri, domuza göre, çok daha ileri seviyededir.

İneklerde 3 mide vardır ve taze temiz sebzeler SİNDİRİM SİSTEMİNDE İŞLENDİĞİNDE, 12 SAAT SÜRÜYOR. KIYASLADIĞIMIZDA BİR TARAFTA 4 SAAT, DİĞER TARAFTA 12 SAAT. Pislik çöp yiyen bir hayvanı mı tercih edersiniz, yoksa taze temiz beslenen hayvanımı tercih edersiniz? Zayıf sindirim sistemi olan, toksinleri depolayan mı? Yoksa toksinlerden tamamen temizlenmiş olanı mı?”

Şöyle savunma yapabilirsiniz. Eti iyice pişirirseniz, toksinler, zararlı mikroplar ölür. Bu düşünce ancak, gerçeklerin üstünü örtmekten başka bir işe yaramaz. Allah yol gösterir, kulu Allah’ın gösterdiği yolu ister izler, isterse kendi nefsinden bahaneler bulur. Allah Enam 145. ayette özellikle Hınzır yani domuz etinin pis olduğunu söylüyorsa, Allah’ın önerisine uymak en doğru olandır. Çünkü Kur’an rehberdir, bu rehberin yolundan gitmekte bir seçimdir. Allah yarattığı bu hayvanın etini yemeyin diyorsa, elbette bu hayvanı yaratmasının da bir sebebi vardır. Yaradan hiçbir şeyi boşuna yaratmaz. Bizler bunun arayışı içinde olmalıyız. Şimdide HINZIR yani domuz diye çevrilen ayetlerden bir örnek verelim ve üzerinde birlikte düşünelim.

BAKARA 173: Allah, size ancak LEŞ, KAN, DOMUZ ETİ VE ALLAH’TAN BAŞKASI ADINA KESİLENİ HARAM KILDI. Ama kim mecbur olur da, istismar etmeksizin ve zaruret ölçüsünü aşmaksızın yemek zorunda kalırsa, ona günah yoktur. Şüphesiz, Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. (Diyanet meali)

Allah ayette haram kıldıklarını sayarken, dikkat ettiyseniz ilk saydıkları arasında LEŞ var. Leş bildiğiniz gibi, kendiliğinden ölmüş ve bir müddet zaman geçerek eti çürüdüğü için bozulmuş, kokmuş hayvana denir. Peki, HINZIR kelimesinin ayetlerde DOMUZ anlamına gelmediğini savunan arkadaşlar bu kelimeye ne anlam vermişti hatırlayalım. “BOZUK, ÇÜRÜMÜŞ ET.” Ama Allah zaten bu anlama gelen LEŞ kelimesini bozuk, çürümüş et anlamında kullanıyor. Bu durumda ayetin devamında geçen HINZIR kelimesinin de bozuk çürümüş hayvan ya da bozuk yiyecek anlamında olması mümkün görülmüyor. Çünkü Allah özellikle HINZIR yani domuz canlı olarak temiz göründüğü için, bu hayvan temiz değildir sizler için diyor. Nedeni çok açık, ayetin sonunda ne diyordu? “MECBUR KALIRSANIZ, SINIRI AŞMAMAK KOŞULU İLE YİYEBİLİRSİNİZ.” Bu ayette bu hüküm aslında, HINZIR kelimesinin bozuk çürümüş et, yiyecek olmadığının çok açık kanıtıdır. ÇÜNKÜ BOZUK ÇÜRÜMÜŞ ET YA DA YİYECEK ZORDA BİLE KALSANIZ YİYEMEZSİNİZ, ÇÜNKÜ SİZİ ZEHİRLER, ÖLÜRSÜNÜZ. Demek ki ayette geçen HINZIR, tercüme edildiği gibi bir hayvan yani DOMUZ, bozuk çürümüş et ya da yiyecek değil. Bu hayvanı, ya da diğer saydıklarını zorda kaldığınızda, Allah sınırı aşmamak şartıyla, yiyebilirsiniz diyor.

Eğer bu tercümenin doğru olduğunu kabul edersek, Allah haram kıldıklarını sayarken, aynı anlamı hem LEŞ hem de HINZIR kelimesiyle vermiş oluyor ki, buda elbette mümkün değildir. Ayette bahsedilen LEŞ kelimesiyle Allah zaten, kendiliğinden ölmüş, kokmuş bozulmuş hayvandan bahsediyor. Benzeri anlamda bir kelimeyi, daha sonra sayması, tekrar etmesi de zaten mümkün değildir. Bu konuya açıklık getirecek bir başka örnek vermek istiyorum Kur’an dan. Bu ayette kullanılan kelime aynı kökten (hinzir/henazir) olarak kullanılıyor.

Maide 60: De ki: Allah katında yeri bundan daha kötü olanı size haber vereyim mi? Allah’ın lanetlediği ve gazap ettiği, aralarından MAYMUNLAR, DOMUZLAR ve tâğûta tapanlar çıkardığı kimseler. İşte bunlar, daha kötü olan ve doğru yoldan daha ziyade sapmış bulunanlardır. (Bayraktar Bayraklı)

Bakın Allah yoldan sapmış inkârcıları, kimlere benzetiyor. MAYMUNLAR VE DOMUZLAR. Allah böyle insanları, öyle hayvanlara benzetiyor ki onların davranışları, yaşadıkları ortam ile bir bağ kurduğunuzda ancak bu gerçek anlaşılıyor. Burada geçen kelime HENAZİR yani HİNZİR kelimesinden geliyor. Onun içinde bu ayette de domuz diye çevrilmiş. Eğer bu kelimeye söyledikleri anlamı verirsek, ayeti kendimizce şekillendirmiş oluruz ve ayette çelişki yaratırız. Onun içindir ki, HINZIR hayvan ismidir ve domuzdur. Hınzır kelimesinin bozuk et olduğunu söyleyen kardeşlerimiz, ayetin son bölümünü kendilerince tercüme ederek, şöyle bir cümle kurmuşlardı hatırlayalım. “AÇLIKTAN ÖLÜM DERECESİNE GELMEDİĞİN SÜRECE ASLA BOZUK VEYA ÇÜRÜMÜŞ BİR ET YEME.” Bunun da mümkün olamayacağını, çürümüş etin insanı zehirleyeceğini, zarar vereceğini zaten söylemiştim.

Dilerim cümlemiz, Kur’an ile gönül gözleri açık, Allah’ın Kur’an’da önerdiği yolda yürüyen, Kur’an’ı düşünerek anlayan, Allah’ın azınlık halis kulları arasında oluruz.

Saygılarımla

Bu makalemin konusu, Ahzab suresi 50. ayet olacaktır. Bu ayete birçok yanlış anlamlar verilmekte, hatta bu ayet örnek gösterilerek, bu ayet delildir ki, Kur’an’ı Muhammed’in kendisi yazmış, kendi çıkarlarına uydurmuştur iftirasını bile atmaktadırlar. Ayeti tercüme edenlerinde bir kısmı, bu ayeti kendi batıl inançları doğrultusunda tercüme etmesi, ne yazık ki Kur’an ve İslam düşmanlarının ekmeğine yağ sürmüştür. Önce ayeti yazalım, daha sonra birlikte Kur’an merkezli ayet üzerinde ayrı ayrı düşünelim.

Ahzab 50: EY NEBİ! (ŞU SAYILANLARI) ÖZEL OLARAK SANA HELAL KILDIK: Mehirlerini verdiğin eşlerini, Allah’ın sana FEY olarak verdiğinden hâkimiyetin altında olanı, SENİNLE BERABER HİCRET EDEN amcanın kızlarını, halalarının kızlarını, dayının kızlarını, teyzelerinin kızlarını ve eğer nikâhlamak istersen kendini sana hibe eden kadını, DİĞER MÜMİNLERE DEĞİL, SADECE SANA HELAL KILDIK. Müminlerin eşleri ve yönetimleri altındaki esirlerle ilgili hangi hükümleri koyduğumuzu elbette biliyoruz. BÜTÜN BUNLAR SANA BİR SIKINTI OLMASIN DİYEDİR. Çünkü Allah bağışlar, ikramı boldur. (Süleymaniye vakfı meali)

Bu ayeti dikkatle okuduğunuzda, ayetin özellikle Allah’ın elçisine has bir ayet olduğunu anlıyoruz. Bu ayeti farklı tercümelerden lütfen okuyun, ne demek istediğimi anlayacaksınız. Ayete dikkat ederseniz, özellikle EY NEBİ diye başlıyor. Hâlbuki bizlere bir ayet tebliğ edeceği zaman Allah, RESUL ismini kullanarak ayeti indiriyordu. Demek ki bu ayetin daha başında, bizleri değil özellikle görev verdiği NEBİ yi ilgilendiren konular olduğu anlaşılıyor. Ayetin daha iyi anlaşılması için, bahsedilen konuları tek tek sıralayalım.

—Mehirlerini verdiğin eşlerin.

—Allah’ın sana FEY olarak verdiğinden, hâkimiyet altında olanlar.

—Seninle beraber hicret eden, amcanın kızları, halaların kızları, dayının ve teyzenin kızları…

—Eğer nikâhlanmak istersen, kendini sana hibe eden yani mehir istemeyen kadınları. DİĞER MÜMİNLERE DEĞİL, YALNIZ SANA HELAL KILDIK.

Ayetin en son bölümünde, bu ayette sayacaklarımız sana kolaylık olsun, yardımcı olsun diye özellikle diğer müminlere değil, SADECE SANA, SENİN BULUNDUĞUN ÖZEL ŞARTLARA UYGUN HALE GETİRDİK diyor. Demek ki bu ayette saydıkları konular, diğer müminler için, Kur’an’ın diğer ayetlerinde çok daha farklı anlatılıyor demektir. Sana helal kıldık sözünü, lütfen Kur’an’ın aynı konuda bahsettiği, ayetlerle birlikte anlamaya çalışalım, yoksa doğru anlayamayız.

Gelin şimdi de, ayette bahsedilenlere göz atalım. Bu ayetin önce ne zaman ve hangi şartlardan dolayı Allah’ın bu hükümleri verdiğini, Nebisine hangi durumlarda kolaylık sağladığını, göz ardı etmeden konuyu anlamaya çalışmalıyız. Demek ki bu ayet ile Allah görev verdiği elçisine yardımcı oluyor ki, bu ayette bahsettiklerim sana sıkıntı olmasın, yalnız senin içindir diyor.

Bizler bu ayetten, Peygamberimizin normal koşullarda olmadığını çok net anlıyoruz. Onun içinde normal olan şartlardan, daha farklı koşullar olduğundan, Allah elçisine bu ayetle kolaylıklar sağlamaya çalışıyor. DEMEK Kİ ALLAH’IN ELÇİSİ SAVAŞ, SEFERİ, YA DA HİCRET ETME GİBİ, GÖÇ DURUMUNDA. Böyle bir durumda olduğunu, Ahzab 51. ayetten çok daha net anlıyoruz. Çünkü bu ayette, “ONLARDAN DİLEDİĞİNİ GERİ BIRAKIR, DİLEDİĞİNİ YANINA ALIRSIN.” diyor.

Ayetin ne maksatla indirildiğini Kur’an bütünlüğünde doğru anlarsak, ayette bahsedilenleri de doğru anlamış oluruz. Ayetin başında elçisine helal kıldıklarını sayarken, aslında çok düşünmemiz gereken, düşünmediğimiz takdirde asla anlatılanı fark edemeyeceğimiz hükümler veriyor. İlk cümlede, Mehirlerini verdiğin eşlerinden bahsediyor. Yani peygamberimizle birlikte hicret edenler, Mehirlerini tam olarak verdiğin eşlerinden olsun diyor. Şöyle düşünebilirsiniz, evlenirken zaten Mehirlerini vermemiş miydi? Bundan neden bahsediyor olabilir sizce? Şöyle düşünün lütfen, evlenirken mehir olarak söz verdiklerinizi, tam olarak kendilerine hala vermemiş olabilirsiniz bir kısmına. O günkü toplumu düşünün, bizdeki gibi tek eş değil. Verilmiş birçok mehir adına sözler olabilir. DEMEK Kİ ALLAH ELÇİSİNE UYARIDA BULUNARAK, HİCRET EDERKEN, MEHİRLERİNİ TAM VERDİĞİN EŞLERİNDEN YANINA AL DİYOR.

Devamında ise ayette, Allah’ın sana FEY olarak verdiklerini de sana helal kıldık diyor. Bu ayette geçen bu kelimeye, bazı yazarlar ayeti tercüme ederken, SAVAŞ ESİRİ YA DA CARİYE yi de sana helal kıldık şeklinde tercüme ediyorlar. En önemli yanlış bu bölümde yapılıyor ve Peygamberimizin isterse, kadın esirlerden cariye yaparak, onlardan istifade edeceği anlatılıyor. Bunun mümkün olamayacağını zaten Kur’an’ın diğer ayetlerinden anlıyoruz. Çünkü kölelik yani cariyelik, Kur’an ile kaldırılmış, esirler de ister kadın, ister erkek olsun, ya bedeli karşılığı ya da karşılıksız salı verileceği hükmü getirilmiştir. Bu ayette bu cümle öne sürülerek fıkıhta, köle cariyelerin evlenmeden birlikte olunabileceği anlatılmaktadır. Hâlbuki ayette Allah savaş dışında ya da sulh, barış durumunda Allah’ın elçisine savaş dışı verilen ya da savaşmadan çekilen yerlerden elde edilen ganimetler, hediyeler anlamına geliyor FEY kelimesi. Bu maksatla Peygamberimize, evlenmek üzere kadın sunulmuştur, akrabalık bağı kurmak isteyenler tarafından.

Bu kelimeye detay verilmeden yalnız ganimet anlamı verilerek, yanlış mana verilmiştir. Fey kelimesinin gerçek anlamını, Haşr suresi 6–7–8. ayetlerden, daha doğru anlayabiliriz. FEY ler yani savaşmadan elde edilen ganimetler kamuya, devlet yönetiminde ihtiyaç sahiplerine de vermek amcacıyla dâhil edildiği, Haşr 7. ayette belirtiliyor. Savaşarak alınan ganimetlerin dağıtımı konusunda da, farklı ayet örnekleri vardır Kur’an da. Ayette Allah bu konuda elçisine kolaylık sağlayarak, onun iznine, isteğine bırakıyor yasaklamıyor. Rivayetlere göre Peygamberimize birçok kadın sunmalarına rağmen, yine rivayetlere göre bir kadınla bu şekilde evlenmek zorunda kaldığı rivayet ediliyor. Çünkü o günkü toplumun gelenekleri, bazı durumlarda evlenme mecburiyetini getiriyordu. Ahzab 52. ayette de Allah, elçisinin evlenme konusunda son noktayı koyuyor ve bakın ne diyor. ”ARTIK BUNDAN SONRA, BAŞKA KADINLARLA EVLENMEK SANA HELÂL DEĞİLDİR.“

Ayetin devamında ise senin kabul etmen şartıyla, senden mehir almadan evlenmek isteyen kadınlarla evlenmeni, senin için helal kıldık diyor. Hâlbuki diğer ayetlerde evlenmek isteyen erkek, mutlaka kadına mehir vermek zorundaydı. Tüm bunlar Elçisinin özel durumunda, ona kolaylık sağlamak adınadır. Şöyle düşünebilirsiniz, Peygamberimiz neden çok eşle evlenmiş, bu kadar da olur mu diyebilirsiniz. Hz. Muhammed 25 yaşında Hz. Hatice ile evlenmiş ve Hz. Hatice vefat edene kadar başka kadınla hiç evlenmemiştir. Çok eş sevdalısı olan bir insan böylemi yapar. Çok eşliliğin nedeni, o günkü toplumun töre ve geleneklerinden kaynaklanıyordu. Kabileler Peygamberimiz ile akrabalık oluşturabilmek adına, onunla kızlarını evlendirme yarışına girmişler, hatta mehir dahi istemiyorlardı. Bu zorluğa Peygamberimiz, İslam’ı tebliğ edip, yaya bilmek adına katlanmıştır.

Yine ayetin devamında, çok düşünmediğimiz takdirde fark edemeyeceğimiz bir konuda, elçisine yardımcı oluyor Allah ve diyor ki; SENİNLE BİRLİKTE HİCRET EDEN AMCANIN, HALANIN, DAYININ, TEYZENİN KIZLARINI DA SANA HELAL KILDIK. Kur’an’ı anlayarak okuyan, biraz düşünen Müslüman, hemen şu soruyu kendisine sorar. İyide amcanın, halanın, teyzenin, dayının kızları ile evlenmek haram değil ki. Evet, evlenme yasağı yok ama Allah özellikle bu ayeti indirerek, ALLAH’IN ELÇİSİNİN TÜM YAKINLARINI ADETA, PEYGAMBERİMİZİN YANINA HİCRETTE, DAYANIŞMA DESTEK ADINA, SEFERBER ETMİŞ OLUYOR. ÇÜNKÜ ALLAH BU AYETİYLE, ŞU HÜKMÜ VERİYOR ASLINDA. AMCANIN, HALANIN, TEYZENİN, DAYININ KIZLARI, EĞER SENİNLE HİCRET ETMEDİYSE, YANİ SENİN ZOR DURUMUNDA SENİNLE BİRLİKTE DEĞİLLERSE, SENİN ONLARLA EVLENMENİ YASAKLIYORUM. EVLENME HAKKINI ALABİLMELERİ İÇİN, SENİNLE BU DAVADA HİCRET EDİP, SENİN YANINDA OLMALIDIRLAR DİYOR. Çok ilginç değil mi? Böylece Peygamberimizin en yakınları ve akrabaları, onunla birlikte olma yarışına giriyorlar. Bundan daha güzel bir yardım olur mu?

Ayetin son kısmında ise, Allah gerekli açıklamayı yapıyor ve diyor ki, bu saydıklarımız yalnız sana has hükümlerdir ve senin zor görevinde, sana kolaylık sağlamak adınadır diyor. Çünkü bu ayette bahsedilen konular, Kur’an’ın diğer ayetlerinde daha farklı anlatılmıştır.

Saygılarımla

Bu makalemin konusu, ADAK KURBANI üzerinde olacaktır. Hiçbir şart gözetmeden, Allah’ın rızasını kazanmak adına, Allah’a kurban adamak, yani kurban kesmek için söz vermek, elbette konumuzun dışındadır, bunu her zaman yapabiliriz. Bildiğiniz gibi bizlerin Kurban bayramı adı altında kestiğimiz kurbanlar, Kur’an’da Allah’ın emrettiği farz bir emir değildir. Kurban yılın yalnız bir gününde değil, her gününde kesip, Allah’a saygımızı gösterebiliriz. Allah yalnız kendisi adına olmak şartıyla, Kurban kesmemize bizlere izin vermiş, meşru kılmıştır ama bunu bizlerin gönül rızası ile yapmamızı ister. Yer ve zaman olarak, Kur’an’da bahsedilen kurban, Hac vaktinde kesilmesi gereken kurbandır ki, buda Hacca gelenlere sunulmak içindir. Kurban Allah’a yaklaşmalıktır, bunun birçok yolu da vardır. İster Allah’ın rızasını kazanmak adına, hayvan keser dağıtırsınız, ister oruç tutarız, ister hayır ve hasenatta bulunuruz.

Makalemin konusu ise geleneklerimize giren ama asla Kur’an’da bahsedilmediği gibi, Kur’an’a da uymayan ADAK KURBANLIK konusu üzerine olacaktır. Bildiğiniz gibi, geleneksel Fıkıh İslam öğretisinde olmasını, gerçekleşmesini istediğimiz herhangi bir konuda Allah’a, ŞU İŞİM OLURSA SANA KURBAN KESECEĞİM, YA DA 30 GÜN ORUÇ TUTACAĞIM, şeklinde adaklar yapılır, yani söz verilir. Sizce Allah’a böyle ŞARTLI bir talepte bulunmak doğru olabilir mi? Bunu söyleyen bir insan, aslında şunu söylemiş oluyor. “Allah’ım eğer istediğim işimde başarılı olursam, ya da dileğimi gerçekleştirirsen, sana Kurban keserim, eğer getirmezsen kesmem.” Çünkü buna inanan Müslüman kardeşlerimiz, dileği gerçekleşirse kurbanı kesiyor. Gerçekleşmezse kesmiyor. BU DAVRANIŞ, ALLAH İLE PAZARLIK DEĞİLDE NEDİR? Bir Müslüman Allah’ın rızasını kazanmak adına kurban kesecekse, şart koşmadan, Allah’a şükürlerini belirtmek için kurban kesmelidir.

ALLAH’A HER ANIMIZA ŞÜKREDECEK, O KADAR ÇOK SEBEBİMİZ VAR Kİ. Allah zor günümüzde bile bizlere verdiği destekle, sabırla o zorluğumuzu geçirmemize yardımcı olmuyor mu? Hiç farkında olmadan verdiği o mutluluktan, huzurdan, bolluktan başka nasıl bir neden arayalım da, HÂŞÂ Allah’a şart koşarak kurban keselim. Düşünen, aklını kullanan yaşamın gerçeklerini görecek, fark edecektir.

Bizler her konuda yaptığımız yanlışı, bu konuda da yapıyoruz ve yanlış inançlarımıza Kur’an’dan, ilgisi olmayan ayetleri delil gösteriyoruz. Bu konuda da bakın hangi ayeti delil gösteriyorlar, adak kurban ile ilgili. Aynı ayeti iki farklı mealden yazıyorum ki daha iyi anlaşılsın.

İnsan 7: O kullar ADAKLARINI yerine getirirler. Kötülüğü her yanı kuşatmış bir günden korkarlar. (Diyanet meali)

İnsan 7: O kullar, şiddeti her yere yayılmış olan bir günden korkarak VERDİKLERİ SÖZÜ yerine getirirler. (Diyanet vakfı meali)

Bu ayet delil gösterilerek, bakın Allah adaklarınızı yerine getirin, sözünüzde durun diyerek günümüzde, adeta Allah ile pazarlık yapılan adak kurbanına, kanıt gösterilmektedir. Hâlbuki bu ayette Allah’ın has sevgili kullarının, yoksulu doyurup, hayırda bulundukları ve bu yardımı, hayrı yalnız Allah’ın rızasını kazanmak için yaptıkları, öncesi ve sonrası ayetlerde açıklanıyor. Yani bahsettikleri konuyla hiçbir ilgisi yok. Yine yanlış inançlarına delil gösterdikleri diğer ayetlere bakalım.

Hac 29: Sonra kirlerini gidersinler, ADAKLARINI YERİNE GETİRSİNLER ve Beyt-i Atik’i (Kâbe’yi) tavaf etsinler. (Diyanet meali)

Nahl 91: Antlaşma yaptığınız zaman, ALLAH’A KARŞI VERDİĞİNİZ SÖZÜ YERİNE GETİRİN. Allah’ı kendinize kefil kılarak pekiştirdikten sonra yeminlerinizi bozmayın. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızı bilir. (Diyanet meali)

Verdiğiniz sözü yerine getiriniz! Çünkü verdiğiniz sözden mutlaka sorguya çekileceksiniz… (İsra 34)

EY İMAN EDENLER! ANTLAŞMALARA SÂDIK KALINIZ….. (Maide 1)

Hac 29. ayetinde bahsedilen konu ise Hac da geçiyor. Elbette bu ayette geçen, adaklarını yani Hac için niyet ettiğiniz zaman, verdiğiniz sözleri yerine getirip yasaklara riayet edin, Haccın gereklerini yerine getirin diyor. Nahl 91. ayetin bir öncesinde şöyle uyarır. ”Allah adaleti, iyiliği ve akrabaya yardım etmeyi emreder; yüz kızartıcı işleri, fenalığı ve azgınlığı yasaklar. O, düşünüp öğüt alasınız diye size öğüt veriyor.” Dedikten sonrada Nahl 91. ayetinde biz iman eden kullarını Allah uyararak, genel anlamda herhangi bir anlaşma, sözleşme yapıp, söz verdiğinizde herhangi bir konuda, Allah’a verdiğiniz doğruluk, dürüstlük adaletli olma sözünü unutmayın ve yerine getirin diye bizleri uyarıyor. Ayetin devamında karşınızdaki insanlara herhangi bir konuda kefil şahit gösterip, yeminlerinize ortak ettiğinizde, sakın sözlerinizi yeminlerinizi bozmayın, verdiğiniz sözü yerine getirin diyor. İsra 34 ve Maide 1. ayetlerde de aynı konuya dikkat çekiyor ve genel anlamda verdiğiniz sözde durun diyor. Bakın örnek verdikleri adak kurbanıyla da, hiçbir bağlantısı yok bu ayetlerinde.

Adak kurbanı konusunda fıkıh, bu konudan Kur an bahsetmediği ve herhangi bir hüküm vermediği için, her konuda yaptığı gibi, mezhepler kendince şekillendirmiş ve bazı kurallara bağlamıştır. İlginç olanı, ALLAH’A ADAK KURBANI KESENİN, ETİNDEN YEMEMESİ GEREKTİĞİ HÜKMÜDÜR. Bu düşünce asla Allah’ın emri değildir. Kurban edilen hayvanın etleri konusunda, Allah ayetinde açıklama yaparak şöyle der. ”ONLARDAN HEM SİZ YEYİN, HEM DE DARDA OLAN YOKSULA YEDİRİN.” Bunun dışında, Allah’ın rızasını kazanmak adına keseceğimiz herhangi bir kurbanın etini kesen yiyemez diyemeyiz. Çünkü hükmü Allah verir, detaylandıran da yalnız Allah tır. Gelelim adak kurbanı konusunda, mezhepler nasıl düşünüyor, inanıyor şimdide ona bakalım.

“HANEFİ MEZHEBİNE GÖRE, ŞARTLI VEYA ŞARTSIZ OLSUN ALLAH İÇİN BİR ŞEY ADAMAK CAİZDİR. Malikî mezhebine göre, şartsız olanı menduptur. Bazı Malikîlere göre -şartlı olan- mekruhtur. Şafii ve Hanbelilere göre de –adak adamak- MEKRUHTUR. Onlara göre, eğer mendup/sünnet olsaydı, Hz. Peygamber (a.s.m) adak adardı. HÂLBUKİ BÖYLE BİR ŞEY YAPMADIĞI BİLİNMEKTEDİR.”

“Kişinin Allah’ın takdirinin değişmesine vesile olması dileğiyle, dünyevi amaçlarla BELLİ ŞARTLARA BAĞLI OLARAK ADAKTA BULUNMASI İSE DOĞRU KARŞILANMAMIŞTIR. Nitekim Hz. Peygamberin (s.a.s.) “Adak, (Allah’ın takdir buyurmuş olduğu) hiçbir olayı geri çevirmez. Sadece cimrinin malını eksiltmiş olur.”; “Adak bir şeyi ne ileri alır ne de geri bırakır…” (Buhârî, Eymân, 26; Müslim, Nezir, 2) anlamındaki hadislerinden, ŞARTA BAĞLI ADAKTA BULUNMAYI HOŞ KARŞILAMADIĞI ANLAŞILMAKTADIR.”

“İmam Şâfiî ve Ahmed b. Hanbel başta olmak üzere bazı fakihler yukarıdaki hadislere dayanarak NASIL OLURSA OLSUN ADAK ADAMANIN MEKRUH OLDUĞU GÖRÜŞÜNDEDİRLER (Nevevî, el-Mecmû‘, VIII, 450; İbn Kudâme, el-Muğnî, XIII, 261).”

Kur’an’ı tek rehber almayıp, rivayet ve sanı sözlerin ardına düşüp dinde bölününce, işte böyle farklı sonuçlar ortaya çıkıyor. Onun için Alla, sakın dinde bölünenler gibi olmayın, yalnız Kur’an’ın ipine sarılın emrini vermiştir. Karar sizin, imtihan sizin imtihanınız. Bizlerin ne yazık ki, Kur’an ile bağını kesenler, anlamadan Kur’an’ı okutarak, düşünme yetkimizi de ellerimizden aldıklarından, ayetler üzerinde düşünemiyor, Allah’ın emrettiği halis yolu bulamıyoruz. Öyle olunca da ne söylenirse inanıyor ve doğrudur diye yerine getiriyoruz.

Şunu lütfen unutmayalım, bizlere öğretilen geleneksel, rivayet zinciri ile ulaşan inançlarımızı, lütfen Kur’an’a zorla onaylatma çabasında olmayalım. Bizlerin yapması gereken, Kur’an’ın bahsetmediği rivayet inançlarımızı, mutlaka Kur’an’ın onayından geçirme çabasında olalım. Kelimelerin anlamları ile oynayarak, ayetlere rivayet inançlarımızı, zorla kendi nefsimizce ilave etmekle, ancak kendimizi kandırmış oluruz.

Saygılarımla

Müslüman toplumlar olarak bizler, İslam’ı yaşarken öyle bir yol tutuyoruz ki, Allah’ın dinde sakın bölünmeyin emrine tamamen muhalif olduğu gibi, sizleri Kur’an’dan sorumlu tutuyorum, Kur’an’ın sınırlarını sakın aşmayın, Kur’an’ın ipine sarılın emrinden çok uzak olduğumuz anlaşılıyor.

Benim bir makalemin konusunu, beğenmiş olsa gerek bir kardeşimiz kendi cemaat sitesinde yayınlamış. Tabi bundan hiç memnun olmayan cemaat önde gelenleri, hem yazımı yayınlayan kardeşimize, hem de benim yazıma reddiye, karşı oluşlarını bildiren bir yazı yazmışlar. Makalemin konusu ise “PEYGAMBERİMİZ HAYATINDA HİÇ ESNEMEMİŞ OLABİLİR Mİ?” konusu üzerineydi.

Elbette her düşünceyi dinlerim, hatta herkesin fikrine de saygı duyarım, çünkü herkes yaptıklarından bizzat kendisi sorumludur, dinde zorlama yoktur, hesabını Allah’a herkes kendisi verecektir. Ama Allah’ın Kur’an’da ki gerçeklerini söylemekten de, hiç kimse bir Müslüman ı engelleyemez.

Yazımda özet olarak şunlardan bahsettim. Allah’ın elçisinin hayatında hiç esnemediğini söylemek, asla doğru olamaz, çünkü esnemek bir insanın Allah’ın yarattığı tabiatı gereğidir, zorunludur. Her söylenenin, rivayet edilenin doğru olduğuna inanmayalım demiştim yazımda. Örneklerle izah etmemden memnun olmayan bu kişiler, bana öyle ithamlarda bulunmuşlar ki, ben bir kez daha yazdıklarımda ne kadar haklı olduğumu anladım, şükürler olsun. Benim yazımdan bir bölüm almışlar, aynısını bende alıntı yapıyorum.

“Bizlere düşen Allah’ın rehberiyle yatıp, Allah’ın rehberiyle kalkmak olmalıdır. Eğer bunu yaparsak, dine nifak sokmaya çalışanlar yanımıza bile yaklaşamazlar. Yok eğer, sen Kur’an’dan anlayamazsın diyenlere kanıp, onu yüksek bir yere asmış isek, birde üstüne üstlük Rabbin sakın velilerin ardına düşmeyin uyarısını göz ardı edip veliler, şeyhler edinmişsek, işte o zaman akı kara, karayı ak görmemiz kaçınılmaz olacaktır.

Dilerim Rabbimden Kur’an’ı rehber alan, onu anlayarak okuyup, ayetler üzerinde düşünen aklını kullanan, kendi imtihanına bizzat kendisi hazırlanmak adına, çaba gösteren kullarından oluruz.”

Bu yazdıklarımdan hiç hoşlanmayan bu arkadaşlarımız, bakın benim hakkımda kararlarını vermişler ve neler yazmışlar.

“Şahıs hakkında, yaptığımız azıcık bir araştırma ile tanıyabiliyoruz. Hadis ravilerini “yok onlar beşerdir, onlarda yanılır, onlarda hata yapar, onlarda uydurur” gibi itham edici, zanda bırakıcı ifadeler kullandığı yazıları mevcut.

Sadece Kur’an diyen şahıslardan bir şahıs… Ancak bu gibilerin yazılarının İslami bildiğimiz, milletin itibar ettiği sitelerde yayınlanması çok acı.

Peygamberimizin hadis-i şeriflerini inkâr etmek moda oldu. Ama hadisi şerifleri inkâr edemediklerinden dolayı işi rivayet edenlere getirip: “Rivayet edende insandır, masum değillerdir, uydurabilirler” diyerek direkt hadis-i şerifleri inkâr etmiyor, ravilerin uydurduğunu söylüyorlar. Dikkat ettiyseniz şahıs yazının sonunda: “Bizlere düşen Allah’ın rehberiyle yatıp, Allah’ın rehberiyle kalkmak olmalıdır.” Diyor yani hadis-i şeriflerin hayatımızda yerini olmadığını söyleyebiliyor. Ardından da: “Dilerim Rabbimden Kur’an’ı rehber alan, onu anlayarak okuyup, ayetler üzerinde düşünen aklını kullanan,” diyor.”

Aslında bu sözleri okuyan, Kur’an’a iman ettiğini söyleyen bir Müslümanın titremesi, kendine gelmesi ve üzülmesi gerekir.  Kur’an’dan habersiz insanların, kişileri nasıl kutsallaştırarak, hatasız görmesi, Allah’ın onca uyarılarından uzak, emin olmadığın sanı, rivayet sözlerin sakın ardına düşmeyin, Kur’an’a sarılın uyarılarını duymak bile istememeleri çok düşündürücü ve bir o kadarda üzücüdür. Rivayet zaten zandır, sanıdır, emin olduğumuz sözler değildir. Ama bunun bilincinde olmadıktan sonra, ne söylerseniz söyleyin fayda etmeyecektir. RİVAYETLERİ KESİN KABUL ETME ÇABALARI, DÜŞÜNDÜRÜCÜDÜR. HATASIZ İNSAN YARATMA ÇABALARI İSE BİR O KADAR DURUMUN VAHAMETİNİ GÖSTERİYOR. YALNIZ KUR’AN DİYEN, ALLAH’IN BİZZAT KENDİSİDİR. BUNU KUR’AN’I ANLAYARAK VE DÜŞÜNEREK OKUYAN HER MÜSLÜMAN ANLAYACAKTIR. ANLAMAYANA ANLATMAK MÜMKÜN DEĞİLDİR. Yazılarının son bölümünde ise benim hakkımda söyledikleri, aslında kendi inançlarının ne derece Kur’an’dan uzak olduğunun kanıtıdır.

“Adam Kur’an’ın dışındaki anlatılan her şeye Yahudi Fitnesi diyor ve kestirip atıyor. Bu adamın kaç vakit namaz kıldığını, nasıl hac yaptığını (yapmış ise) nasıl abdest aldığını da merak ediyoruz. ÖYLE YA, BUNLARIN HİÇBİRİ KUR’AN-I KERİMDE ANLATILMAYAN ŞEYLERDİR. Şahsın kişiliğini ve düşünce yapısını çözdük.”

Allah, hem sizleri Kur’an’dan sorumlu tutuyorum diyecek, hem de namaz kıl, Hacca git, namaz kılarken abdest al dedikten sonra, bu emirlerini Kur’an’da açıklamayıp, daha sonrada biz kullarını Kur’an’dan mı sorumlu tutacak? Allah’a böyle bir iftira atan düşünce ve inanca, benim söyleyecek hiçbir sözüm olamaz. Bu saydıklarını, rivayetlerin etkisinde kalmayan bir Müslüman, çok basit ve en doğru bir şekilde Kur’an’da görecektir. Ama inatla, hakka batıl karıştıran bir insanın Allah, gönül gözünü asla açmayacağını bildiriyor ve onların gözlerine perde, gönüllerine mühür vurduğu gerçeğini de bizlere bildiriyor. BU ARKADAŞLARIMIZIN, İSLAM’I ALGILAMA YANLIŞLARINA, BATIL İNANÇLARINA KANIT YARATMA ÇABALARINA örnek olsun diye, son olarak yazdıkları bir cümleyi aktarmak istiyorum. Kendi inançlarına aradıkları delil ve kanıt düşündürücüdür.

“PEYGAMBERİMİZİN ESNEMEDİĞİNE VE ESNEMENİN ENGELLENMESİ HAKKINDA RİVAYET MEVCUTTUR AMA ESNEDİĞİNE DAİR HİÇBİR RİVAYET YOKTUR.”

DÜŞÜNEBİLİYOR MUSUNUZ, BİR İNSANIN ESNEDİĞİNE DAİR RİVAYET ARIYORLAR VE YOKTUR DİYORLAR. BUNA NASIL BİR ZEKÂ DENİR, BENİM AKLIM ERMİYOR. TIPKI PEYGAMBERİMİZİN, NEFES ALIP ALMADIĞINA, RİVAYET ARAMAK GİBİ. İnsanlar istediğinde, kendi yanlış inançlarına, işte böyle kanıtlar yaratabiliyorlar. Tıpkı Yahudi ve Hristiyanların Allah’ın elçisini yüceltmek adına, adeta insanüstü göstermeye çalıştıkları gibi. Yahudiler ve Hristiyanlar Hz. Musa ya ve Hz. İsa ya Allah’ın oğlu yakıştırmasını yaptılar. Ne yazık ki bizlerde onlardan geri kalmadık ve bizlerde Peygamberimizi doğaüstü güçlerle donattık. Allah’ın elçisi, bende sizler gibi bir beşerim dedikten sonra, Cin 21. ayetinde; ”DE Kİ: “ŞÜPHESİZ BEN, SİZE NE ZARAR VEREBİLİR NE DE FAYDA SAĞLAYABİLİRİM.” demesi ne yazık ki görmezden gelinmiş, Ehli kitabın yanlışlarını tekrar etmişiz. Verecek çok örnek var. Tabi anlamak istemeyene, bu gerçekleri anlatmak mümkün değil.

AND OLSUN, SIZE ÖYLE BIR KİTAP İNDİRDİK Kİ, BÜTÜN ŞAN VE ŞEREFİNİZ ONDADIR. HÂLÂ AKILLANMAYACAK MISINIZ? (Enbiya 10)

ALLAH’TAN VE O’NUN AYETLERİNDEN SONRA HANGİ SÖZE İNANACAKLAR? (Casiye 6)

KİMDİR SÖZÜ ALLAH’IN KİNDEN DAHA DOĞRU OLAN? (Nisa 87)

RESULE DÜŞEN APAÇIK TEBLİĞDEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR. (Ankebut 18)

DOĞRUSU KUR’AN, SANA VE KAVMİNE BİR ÖĞÜTTÜR. İLERİDE ONDAN SORUMLU TUTULACAKSINIZ. (Zuhruf 44)

Saygılarımla

BİZLER YALNIZ ALLAH’A YANİ KUR’AN’A DEĞİL, BEŞERİN ÖĞRETİSİ OLAN RİVAYET SÖZLERE DE İMAN EDİYORUZ. Makaleme, bu cümleyle başlamam, sizlerin dikkatinizi çekmek adınaydı. Gerçekten de bizler bu hatayı yapıyor muyuz? Çünkü Allah’ın kitabının yanına, eğer beşeri kitaplar koyuyorsak, ŞİRK KOŞUYORUZ demektir. Eğer bu yanlışı yapıyorsak, gerçek iman edenlerin safında asla olamayız. Gelin birlikte bu konu üzerinde düşünelim, araştıralım.

Bir Müslüman eğer Allah’a ve onun kitabı Kur’an’a iman ettiğini söylüyorsa, bunu sözde değil özünde de hayatına geçirmesi gerekir. Ayetlerin bir kısmına inanıp, bir kısmının üstünü asla örtemez. Peki, bizler bunu yapıyor muyuz? Allah cahiliye toplumunun yaptığı yanlışları Kur’an’da bizlere bildirip, bizleri uyardığı ve sakın bunları yapmayın dediği çok önemli konuları dikkate alıp, bizzat hayata geçirmeli ve ona ters düşecek hiç bir sözün, bilginin ardı sıra gitmemeliyiz. Bu konuda birkaç örnek vermek istiyorum. Bakın Allah, iman eden tüm kullarını nasıl uyarıyor.

“KİMİN HÜKMÜ ALLAH’IN KİNDEN DAHA GÜZELDİR?” (Maide 50)

“SÖZ BAKIMINDAN ALLAH’TAN DAHA DOĞRU KIM VARDIR!” (Nisa 87)

“KENDİ HÜKMÜNDE HİÇ KİMSEYİ ORTAK KILMAZ.” (Kehf 26)

“BU KUR’ÂN BANA VAHYOLUNDU Kİ, ONUNLA SİZİ VE ULAŞTIĞI HERKESİ UYARAYIM.” (Enam 19)

Ayetlere dikkat ettiyseniz, Yaradan çok kesin bir hükümle, kimin hükmü Allah’ın kinden güzeldir, söz bakımından Allah dan daha doğru kim vardır dedikten ve yine kesin hükmünü verip, Allah kendi hükmüne hiç kimseyi ortak etmez dedikten sonra, eğer birileri bu ve buna benzer onlarca ayete tamamen ters düşerek, NE YANİ PEYGAMBERİMİZ POSTACI MIYDI DİYENLERE İNANIP, ALLAH’IN ELÇİSİ DE DİNDE HÜKÜM KOYARDI, DİYENLERE İMAN EDİYORSA, BÖYLE İNSANLAR ALLAH’A DEĞİL, EDİNDİKLERİ VELİLERİN, EMİN OLAMAYACAĞI RİVAYETLERİN SÖZLERİNE İMAN EDİYOR DEMEKTİR. Hâlbuki peygamberimiz açıkça, bu Kur’an bana vahyolundu ki, yalnız onunla herkesi uyarayım diye bizlere bildirmişti. Çok daha ilginç olan, Allah elçisine verdiği görev ve yetkisini açıklarken, bakın ayetlerinde bizlere nasıl bilgiler veriyor.

“RESULE DÜŞEN, APAÇIK TEBLİĞDEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR.” (Ankebut 18)

“BİZ RESULLERİ, SADECE MÜJDELEYİCİLER VE UYARICILAR OLARAK GÖNDERİRİZ.” (Kehf 56)

“SENİN GÖREVİN SADECE TEBLİĞ ETMEKTİR.” (Rad 40)

“BEN SADECE BANA VAHYEDİLENE UYARIM. BEN SADECE APAÇIK BİR UYARICIYIM.” (Ahkaf 9)

Ne yazık ki bizler, apaçık Allah’ın hükümlerini gördüğümüz, tebliğ aldığımız halde, geleneklerin, atalarımızdan intikal eden inancını yaşayabilmek için, ayetlerde geçen bazı kelimelerle oynayarak, onlara farklı anlamlar verip, batıl ve yanlış inançlarımıza kanıtlar arıyoruz. Farkında olmadan, ellerimizle Kur’an ayetleri arasında çelişkiler yaratıyoruz. Ondan sonrada biz iman ettik, Müslümanlardanız diyebiliyoruz.

Eğer bizler Kur’an’a iman ettiğimizi söylüyorsak, onun gereğini eksiksiz, katıksız saf özüyle yerine getirmeliyiz. Eğer Allah hükmetmediği halde, bunlarda dinin emridir diyerek, Allah’ın elçisinin ismini kullanıyorsak, hem Peygamberimize iftira atmış, HAKKA BATIL KARIŞTIRMIŞ, hem de kendi nefsimizi aldatmış oluruz. Allah yemin olsun ki bu kitabı, yani bu dini sizler için kolaylaştırdık diyorsa birçok kez, birileri çıkıp ta, KOLAY DA NE KADAR KOLAY, KUR’AN’I HERKES ANLAYAMAZ DİYOR DA, BİZLER BU SÖZLERE İNANIYORSAK, KUR’AN’A, ALLAH’IN SÖZLERİNE DEĞİL, EDİNDİĞİMİZ VELİLERİN, ŞEYHLERİN, EFENDİLERİN SÖZLERİNE İMAN EDİYORUZ DEMEKTİR.

Allah Araf suresi 3. ayetinde, “Rabbinizden size indirilene uyun, onun berisinden bir takın VELİLERİN ARDINA DÜŞMEYİN”, diye uyardığı halde Allah, VELİSİ OLMAYAN CENNETE GİDEMEZ diyerek, veliler ediniyorsa bir Müslüman, böyle kişiler Allah’a değil, uydukları velilere iman ediyorlar demektir.

Allah Zuhruf 44. ayetinde, “KUR’AN SANA VE KAVMİNE BİR ÖĞÜTTÜR, İLERİDE ONDAN SORUMLU TUTULACAKSINIZ” dediği halde, yalnız Kur’an ile İslam yaşanmaz, Kur’an özet bilgiler verir, detayını ve hayata nasıl geçireceğimizi, rivayet hadislerden öğreniyoruz. Hadisler olmasaydı Kur’an yaşanamazdı, hayata geçmezdi, kapalı kalırdı diye inanıyorsak, bizler Kur’an’a değil, bizlere bu bilgileri rivayet eden kişilerin sözleriyle İslam’ı yaşıyoruz, onların sözlerine iman ediyoruz demektir. Bunun nasıl büyük bir tehlike, bizler için ne derece riskler taşıdığını, hala anlayamıyor muyuz? Allah sizleri Kur’an’dan sorgu suale çekeceğim ve Kur’an’dan sorumlu olacaksınız dediği halde, nasıl olur da sorumlu olduğumuz kitabı, bizlerin anlayacağı şekilde detaylı göndermeyip, bizleri rivayetlere muhtaç bırakır? Allah’a nasıl bir saygısızlığı, adaletsizliği nispet ettiğimizin farkında mısınız? Hiç sanmıyorum.

Kur’an’a iman ettiğimizi söylediğimiz halde, aslında beşeri sözlere iman ettiğimize çok dikkat çekici bir örnek daha vermek istiyorum. Allah Ankebut 51. ayette, KARŞILARINDA OKUNUP DURAN BİR KİTABI, SANA İNDİRMEMİZ ONLARA YETMİYOR MU?, diye geçen ayeti hatırlattığımız bazı kardeşlerimiz, öyle ilginç cevaplar veriyorlar ki, insanın üzülmemesi mümkün değil. BU VE BUNA BENZER BİRÇOK AYETİN BİZLERE HİTABEN OLMADIĞI, CAHİLİYE TOPLUMUNA HİTABEN SÖYLENDİĞİ ANLATILARAK, NE YAZIK Kİ YÜZLERCE AYET BÖYLECE İMAN DIŞI KALIYOR, SIRF BATIL İNANÇLARINI YAŞAYABİLMEK ADINA. UNUTTUĞUMUZ GERÇEK İSE, ZATEN KUR’AN’IN TAMAMI, O GÜNKÜ CAHİLİYE TOPLUMU, YA DA ÜMMİLERE İNDİRİLMİŞ OLMASIDIR.

Bizler Allah’a karşı yaptığımız yanlışları bir an düşünebilsek, utancımızdan yerin dibine girmeye çalışırız. Allah namaza durmadan, abdest alınması gerektiğini ayetinde bildiriyor ve çok basit bir şekilde, ”YIKAYIN YÜZÜNÜZÜ, DİRSEKLERE KADAR ELLERİNİZİ. MESH EDİN BAŞINIZI VE TOPUKLARA KADAR AYAKLARINIZI.” Diye izah ediyor. Ne yazık ki Allah’ın tarifi bizlere yetmiyor ve beşeri FIKIH ilaveler olmasaydı, abdest bile alamazdık diyenlere inanıyoruz. Aynı konuda Allah’ın cünüp olduğunuzda, boy abdesti alma konusunda da çok basit bir açıklaması vardır. “TERTEMİZ YIKANIN” Bunu gören batıl yolcuları, kendi inançlarına dayanak bulmak adına şunu söylemekten çekinmiyorlar. “BAKIN BU KONUDA, DETAYLI BİLGİ VAR MI KUR’AN’DA? NASIL ABDESTİMİZİ ALACAĞIMIZ BİLE KUR’AN’DA YAZMIYOR.” Ne yazık ki bizlere öğretilen ilaveleri, hatta din adına yapılan zorlaştırmaları Kur’an’da bulamadığımızda, HÂŞÂ Allah’ın ayetini eksik görmekten utanmıyoruz, çünkü düşünmüyoruz, aklımız kullanmıyoruz. Ondan sonrada biz Müslümanız diyoruz. Hesap günü tüm gerçekleri göreceğiz.

Allah birçok ayetinde, KUR’AN’I AÇIKLAMAK BİZE DÜŞER, biz Kur’an’ı anlayasınız diye nice örneklerle açıkladık dediği halde, bu ve benzeri yüzlerce ayetin üstünü örtüp, Kur’an ayetleri açık değildir, Kur’an’ı açık hale Peygamberimiz getirmiştir, onun içindir ki Peygamberimizin hadisleri ışığında ayetleri anlamalıyız, diyebilmekteyiz. HÂŞÂ ALLAH KULUNA VERDİĞİ HÜKÜMLERİ, GÖSTERDİĞİ DOĞRU YOLU AÇIKLAYAMADI MI? Bu yol tehlikelerle dolu, Yahudi fitnesinin İslam a soktuğu, batılın fark edilmemesi adına tuzaklarıdır, lütfen aldanmayalım. Kendimize şu soruyu sormuyoruz. Gerçi soru sorma ve düşünme özelliğimizi bizlerden aldıkları için, İslam toplumunda Allah’ın emrettiği gibi düşünen, aklını kullanan çok az Müslüman kaldı.

Madem Allah’ın elçisi açık olmayan muhkem ayetleri açıkladı, anlaşılır hale getirdi, neden Kur’an’ı kayda alırken anlayacağımız şekliyle yazdırmadı? Diyelim ki bu yetkiyi kendisinde görmedi. Bu durumda Kur’an’ın yanında, bizzat kendisi Kur’an’ı kayda aldırdığı gibi, neden anlaşılır şekliyle yazdırmadı. İlginç olanı, Peygamberimiz Kur’an’ın dışından hiçbir sözünü sağlığında yazdırmamıştır. Hatta ilk zamanlar, kendisinden nakledilen sözlerin, aradan birkaç gün geçmesine rağmen, çok farklı anlamlarda nakledildiğini gördüğü için, kendisinden hadis/söz naklini yasaklamıştır. Bu yasak dört halife devrinde de devam etmiştir.

İlginçtir hiç kimse bu konu üzerinde konuşmuyor, Peygamberimizden günümüze nakledilen hadislerin neredeyse tamamı, ikinci ya da üçüncü şahısların rivayetleri yoluyla bizlere ulaşmış, ben peygamberimizden böyle duydum, ben şu kişiden böyle işittim, O böyle yapardı şeklindedir. Peygamberimizin ümmetine direk hitap ettiği hadisleri neredeyse hiç göremezsiniz. Bunlarla mı İslam’ı yaşayacağız dostlar? Karar sizin, imtihan sizin imtihanınız. Bu bilgilerin/hadislerin Allah’ın elçisinin vefatından yüzlerce yıl sonra, dinin mezheplere bölünmesiyle toplanmaya başlanması ve kayda alınması, bizleri hiç mi düşündürmüyor. HÂŞÂ PEYGAMBERİMİZ SAĞLIĞINDA, BUNLARI KAYDA ALDIRMAMAKLA GÖREVİNDE BİR EKSİKLİK Mİ YAPTI DA, BİRİLERİ BU EKSİKLİĞİ TAMAMLADI. Ne dediğimizin, ne yaptığımızın farkında mıyız?

Değerli din kardeşlerim. Örnek verecek o kadar çok yanlışlarımız var ki, saymakla bitmez. Allah sizleri Kur’an’dan hesaba çekeceğim, onun içinde Kur’an’ı yemin olsun ki kolaylaştırdım diyorsa, gelin beşeri rivayetlere değil, ALLAH’IN UYARILARINA KULAK VERELİM. Bunu yapmaz da, yine Kur’an’ın uyardığı gibi, “EMİN OLMADIĞIN BİLGİNİN, HADİSİN/SÖZÜN ARDINA DÜŞMEYİN, HESABINI SORARIM” diyorsa Rabbimiz, Allah’ın korumasında ki Kur’an’ın apaçık muhkem ayetlerine sarılalım. İnanın Allah’ın sözlerine uymak, bizleri asla pişman etmez. Ama emin olmadığımız ve Kur’an’ın asla onaylamadığı sözlere uymak, geri dönüşü olmayan hesabın görüleceği o çetin gün, bizleri çokkkkkk ama çok pişman edecektir. Lafa gelince Kur’an bizim başımızın tacı deriz ve sevgimizi güzel sözlerle dile getiririz. Sorsak acaba çok sevdiğimiz Kur’an’ı, anlayarak hiç okudun mu desek, sizce nasıl bir cevap alırız? Doğrusu söylemeye utanıyorum. Sevgimizi lafla değil, anlayarak okuyup hayata geçirerek göstermeliyiz.

Lütfen bizlere din adına anlatılan her bilgiyi, her sözü Kur’an ile karşılaştıralım ve ondan sonra kabul edelim. UNUTMAYALIM LÜTFEN, HER MÜSLÜMANIN BİZZAT KENDİSİ,  KUR’AN’DAN İMTİHAN OLUYOR. Eğer din adına bizlere anlatılanlar, Kur’an’ın onayından geçmiyorsa almayalım, bunları anlatanlardan derhal uzaklaşalım. Onun için Allah elinizde Kur’an, DÜŞÜN, AKLINI KULLAN diye emrediyor. Bizler her konuda, düşünmeden imanımızı asla yaşamamalıyız. Düşünmeden İslam’ı yaşayanlara, son olarak Allah’ın uyarısını, sizlere hatırlatmak istiyorum.

Allah’ın izni olmadıkça, hiçbir kimse iman edemez. ALLAH, AZABI AKILLARINI KULLANMAYANLARA VERİR. (Yunus 100)

Dilerim Allah, rivayet ve sanı sözlerin ardına düşmeden, Kur’an’ın sınırlarını aşmadan, aklını kullanan, düşünerek iman eden kulları arasına, bizleri de alması dileklerimle.

Saygılarımla